Yüz Kırk Dakikalık İmparatorluk
Gümüşsuyu’nun yüz otuz ülkede izlenmesi, Türk dizisinin dünyaya ne sattığını ve karşılığında neyi kaybettiğini sorduruyor.
İstanbul’da yayımlanan en yeni yazılar, en yeniden eskiye.
Gümüşsuyu’nun yüz otuz ülkede izlenmesi, Türk dizisinin dünyaya ne sattığını ve karşılığında neyi kaybettiğini sorduruyor.
Akşam ezanıyla Karaköy’e yanaşan bir vapurun düdüğü arasında, şehrin bir an için sustuğu yer.
Bir zamanlar şehrin lağımı sayılan Haliç, kıyısında yürüyenleri, oturanları ve balık tutanları sessizce geri çağırıyor.
Halit Orhon’un İstanbul Modern’deki sergisi Son Seans, kapanan sinema salonlarını fotoğraflıyor; görüntüler güçlü, ama sergi onlara güvenmekte zorlanıyor.
Doktorunun uyarısı üzerine günde yalnızca bir çay içmeye karar veren bir adamın saat saat tuttuğu günlük.
İstanbul’da deprem bir olay olmaktan çok bir zaman kipi. Karot raporları, apartman toplantıları ve kapı dibinde bekleyen sırt çantalarıyla bir şehrin beklemeyi öğrenmesi üzerine.
İzmirli Seyyar Saz’ın ikinci albümü Yanık Devre, Anadolu rock’ının sesini kusursuzca yeniden kuruyor; sorun da tam olarak bu kusursuzlukta.
Kiralık, 1+1, tarihi dokulu, Boğaz’a bir açıdan bakan, sosyal komşulu ve günde on beş dakika güneş alan bir ilan.
Kadıköy’de kiralar öğrenci bütçelerini çoktan aştı. Moda’da üç odalı bir evi beş kişiyle paylaşan üniversiteliler, şehirde kalmanın yeni aritmetiğini anlatıyor.
Leyla Sarıgül’ün ilk romanı Kat Mülkiyeti, Fatih’te aynı daireyi paylaşan üç kuşağı anlatırken asıl kahramanını eşyalarda buluyor.
Rumeli Feneri’nin gece bekçisi, yirmi iki yıl boyunca her gece saat ikide karşı kıyıdan gelen bir sesle konuşur ama sesin sahibini hiç görmez.
İstanbul’un sokak kedileri hem kimsenin hem herkesin. Cihangir’in yokuşlarında onları besleyen gayriresmî ağ, şehrin en istikrarlı kurumlarından biri.