Salon da Oda Sayılır
Kadıköy’de kiralar öğrenci bütçelerini çoktan aştı. Moda’da üç odalı bir evi beş kişiyle paylaşan üniversiteliler, şehirde kalmanın yeni aritmetiğini anlatıyor.
Moda’da, Bahariye’ye inen sokaklardan birinde, eski bir apartmanın üçüncü katındaki salonun ortasında bir çamaşır ipi gerili. İpin üstünde, mandallarla tutturulmuş, mağaza etiketi hâlâ ucunda sallanan gri, kalın bir perde var. Perdenin bir tarafı oturma odası: bir kanepe, çalışma masası olarak da kullanılan yemek masası, beş kişilik bir ayakkabı yığını. Öbür tarafı Melis’in odası. Yirmi bir yaşında, Denizli’den gelmiş, Marmara Üniversitesi’nde psikoloji okuyor. Perdeyi kapattığında odası oluyor, diyor; açtığında ev. “Arası yok,” diye ekliyor. “Ya özelsin ya ortak.”
Evde beş kişi yaşıyor, kâğıt üzerinde bir kişi. Kira sözleşmesi evin en eski sakini İrem’in adına; diğerleri, ev sahibinin pek sormadığı, emlakçının da sormamayı tercih ettiği bir düzenle, onun “misafirleri”. Ev sahibi Antalya’da yaşıyor; kiracılar onu yalnızca mesajlaşma uygulamasındaki deniz manzaralı profil fotoğrafından tanıyor. Emlakçı ilk görüşmede üç aylık depozito, bir aylık komisyon ve peşin bir kira istemiş; beş kişi o gün ceplerindeki her şeyi, bir de Baran’ın bayramda dedesinden aldığı harçlığı masaya koymuş. Üç odalı ev beş kişiye bölündüğünde kişi başına düşen kira, her birinin ailesinin memleketteki evin bütün kirasından fazla. Bunu her biri ayrı ayrı, aynı şaşkınlıkla söylüyor; sanki tekrarladıkça daha inanılır olacakmış gibi.
Kadıköy, Moda ve çevresi onlarca yıl boyunca İstanbul’un öğrenci semtiydi. Ucuz evleri, ucuz meyhaneleri, kitapçıları ve iskelesiyle şehre yeni gelen bir gencin ilk adresiydi; burada yaşamak başlı başına bir eğitimdi. Son yıllarda semt, tam da bu özellikleri yüzünden pahalandı. Gençlerin sevdiği her yer, bir süre sonra, gençlerin sevdiği bir yer olduğu için gençlerin artık oturamayacağı bir yere dönüşüyor. Kira artışlarına konan yüzde yirmi beşlik sınırın 2024 yazında kalkmasından beri, sözleşmenin yenileneceği ay bu evde final haftasından daha çok korkuluyor.
Yurtlar bir seçenek, ama çoğu zaman yalnızca kâğıt üzerinde. Devlet yurtları her yıl başvuranların bir kısmını açıkta bırakıyor, özel yurtların fiyatı bu evdeki kiradan pek farklı değil. Diyarbakırlı Baran, inşaat mühendisliği son sınıf, ilk yılını üç kişilik bir yurt odasında geçirmiş ve şimdi o odayı neredeyse özlemle anıyor. “En azından kimse zam yapmıyordu,” diyor. Sonra düzeltiyor: “Yapıyordu, ama bize sormuyordu. Şimdi de sormuyorlar, ama mesajla haber veriyorlar.”
Bu evin bir anayasası var, buzdolabının kapağında, el yazısıyla. Banyo sırası sabah yediyle dokuz arası, on beşer dakika. Yemek ortak, alışveriş haftalık, hesap bir uygulamada bölüşülüyor. Gece on ikiden sonra salonda konuşmak yasak, çünkü salon aynı zamanda Melis’in yatak odası. Konuk gelebilir, ama yatıya kalması, beşinci maddeye göre, “oybirliği gerektirir”. Bu maddeyi kimin yazdığını sorduğumda herkes Su’yu gösteriyor. İzmirli Su, Mimar Sinan’da resim okuyor ve sıkışık yaşamanın ancak kurallarla katlanılabilir olduğunu düşünüyor. “Kural yoksa kavga var,” diyor. “Kavga için de bu evde yer yok.”
Sıkışıklığın görünmeyen bedelleri de var. İktisat okuyan Tuna, ders çalışmak için her akşam Kadıköy çarşısındaki bir kafede tek bir çayla üç saat oturuyor, çünkü evdeki masa hiç boşalmıyor. İrem sevgilisinden ayrıldığı gece ağlayacak bir oda bulamamış; balkona çıkıp kapıyı kapatmış, komşunun çamaşırlarının arasında ağlamış. Melis, okuduğu bölümün diliyle, buna “mahremiyet borcu” diyor: herkes, kimseye ait olmayan bir yerde, kendinden biraz ödünç veriyor.
Şehrin de ödediği bir bedel var. Bir semt öğrencilerini kaybettiğinde yalnızca kiracılarını değil, geleceğini de kaybeder: ilk romanını burada yazacak olanı, ilk sergisini burada açacak olanı, bu sokaklarda büyüyüp bir gün bu semt hakkında karar verecek olanı. Öğrenciler ya şehrin uzak kıyılarına, günde iki saatlik yolculuklara itiliyor ya da İstanbul’u bir hayal olarak bırakıp memleketlerindeki üniversitelere dönüyor. Bu evdekiler kalmaya kararlı. Ama kararlılığın da bir fiyatı var ve fiyat her yıl yeniden belirleniyor.
Ay sonu geldiğinde beş telefon aynı anda titreşiyor. Ev grubuna İrem’den bir mesaj düşmüş: ev sahibinin yeni yıl için önerdiği kira. Salonda, perdenin iki tarafında da bir sessizlik oluyor. Sonra Baran telefonundaki hesap makinesini açıyor, Su bir kâğıt alıyor, Tuna bölme işlemini yüksek sesle yapıyor. Bir süre sonra herkes aynı anda balkona bakıyor. Balkon küçük, açık, kışın soğuk. “Kapalı olsaydı,” diyor Baran. Kimse gülmüyor. Hesap yapıyorlar.