Öykü

Tramvay, Saat On Bire Doğru

Bir çeviri bürosunda çalışan Leman, bir salı sabahı Eskişehir tramvayında yedi durak boyunca annesini, bir cümleyi ve hiç gönderemediği bir mektubu düşünür.

Eskişehir’de, yayaların arasından süzülen bir tramvay.

Eskişehir’de, yayaların arasından süzülen bir tramvay. · Fotoğraf: Zeynel Cebeci / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Dinle 3 dakika

Kapılar kapandı ve Leman, tramvayın her sabah aynı yerde, tam da kapıların kapandığı anda, hafifçe öne doğru sarsıldığını ve o sarsıntının, ne kadar hazırlıklı olursa olsun, onu her seferinde şaşırttığını düşündü; sanki tramvay her sabah ona bir şey hatırlatmak istiyordu, unuttuğu bir şeyi, ama ne olduğunu söylemeden, sadece omzuna dokunarak, annesinin mutfaktan geçerken omzuna dokunması gibi, bir şey söylemeden, belki de söyleyecek bir şeyi olmadığı için, belki de söyleyecek çok şeyi olduğu için.

Annesi. Bu sabah aramadı. Yarın arar. Yarın salı değil, çarşamba, çarşamba annesinin pazara gittiği gün, pazardan dönünce yorgun olur, telefonda kısa konuşur, domatesin fiyatını söyler, bir de komşunun kızının nişanlandığını, sonra “sen ne yapıyorsun” diye sorar ve Leman “iyiyim anne” der, çünkü başka ne diyebilir.

İkinci durak. Bir adam bindi, şemsiyesi ıslak, yağmur yağıyor muymuş, Leman fark etmemişti, pencereden baktı, yağmur yoktu, belki adamın şemsiyesi başka bir yerden, başka bir sabahtan ıslaktı, insanlar başka sabahların ıslaklığını taşıyorlar üstlerinde, diye düşündü, bu güzel bir cümle, bir yere yazmalıyım, ama yazmayacağını biliyordu, hiçbir zaman yazmazdı, cümleler aklına gelir, bir durak boyunca kalır, sonra iner giderdi, tıpkı yolcular gibi.


Bürodaki dosya. Bir ilaç firmasının kullanım kılavuzu, Almancadan, kırk iki sayfa. “Bei Auftreten von Nebenwirkungen” — yan etkilerin ortaya çıkması durumunda. Bütün gün bu cümleyi çevirecekti, farklı biçimlerde, kırk iki sayfa boyunca. Yan etkilerin ortaya çıkması durumunda doktorunuza başvurunuz. Hayatın kendisi için bir kullanım kılavuzu olsa, diye düşündü, ve orada da aynı cümle yazsa: Yan etkilerin ortaya çıkması durumunda. Ama kime başvurulur? Leman bu soruyu her yıl biraz daha sık soruyordu kendine ve her yıl biraz daha az şaşırıyordu cevapsızlığına.

Üçüncü durak. Bir grup öğrenci bindi, gürültüyle, kahkahalarla, biri ötekine bir videoyu gösteriyordu telefonunda, Leman videoyu göremedi ama sesini duydu, bir köpek havlıyordu ve biri gülüyordu ve öğrenciler de gülüyordu, ve Leman da, kendinin farkında olmadan, gülümsedi. Kendi öğrencilik yıllarını hatırlamaya çalıştı, Anadolu Üniversitesi’nin kampüsünde, çeviri bölümünde, kış sabahları, ama hatırladığı şey yıllar değil, bir koku oldu: ıslak yün ve yanık kahve. Bir de bir ses: Kerem’in sesi, kantinde, “şunu dinle” diyordu, kulaklığın tekini uzatıyordu, ve Leman o şarkının adını yirmi yıldır hatırlamıyordu ama melodisi hâlâ, bazen, bir durakta, bir kapı kapandığında, aklına geliyordu.

Kerem. Mektup. Hiç göndermediği mektup. Çekmecede, bir zarfın içinde, pulu bile yapıştırılmış. Yirmi yıl. Pul geçersiz olmuştur artık, diye düşündü, posta idaresi pulları değiştirdi, fiyatlar değişti, Kerem’in adresi değişti, Kerem değişti, ben değiştim, ama mektup değişmedi, mektup aynı, mektup çekmecede yirmi yıl önceki cümleleriyle duruyor ve o cümleler hâlâ doğru, işte bu en kötüsü, hâlâ doğru olmaları.


Dördüncü durak. Porsuk’un üstünden geçiyorlardı. Leman pencereden suya baktı. Su kahverengiydi, sabırlıydı, akıyordu. Bir gondol vardı, boş, kıyıya bağlı, sallanıyordu. Kimse binmemişti, salı sabahı kim gondola biner ki, ama gondol yine de oradaydı, bekliyordu, belki birisi bir gün gelir, diye. Leman kendini o gondola benzetti ve hemen ardından bu benzetmeden utandı, çok edebi, diye düşündü, çok kolay, annesi olsa “kızım sen gondol değilsin, otuz dokuz yaşında bir kadınsın, işine git” derdi. Haklı olurdu.

Beşinci durak. Şemsiyeli adam indi. Yerine yaşlı bir kadın bindi, elinde bir file, filenin içinde mandalina, turuncu, parlak, yağmursuz bir sabahın içinde birer küçük güneş. Kadın Leman’ın yanına oturdu. Mandalinaların kokusu tramvayın içine yayıldı. Leman gözlerini kapattı. Annesinin mutfağı. Kış. Sobanın üstünde mandalina kabukları. Babası hâlâ yaşıyordu o zaman, radyoda haberler. Annesi omzuna dokunarak geçiyordu, bir şey söylemeden.

Kadın bir mandalina uzattı ona. “Al kızım,” dedi. “Çok aldım, bitiremem.” Leman aldı. Teşekkür etti. Kadın gülümsedi ve başka bir şey söylemedi.


Altıncı durak. Leman mandalinayı avucunda tuttu, soymadı. Bu akşam, diye düşündü. Bu akşam eve gidince çekmeceyi açacağım. Mektubu okuyacağım. Belki göndermeyeceğim, belki yırtacağım, belki yeni bir pul alacağım. Ama okuyacağım. Yirmi yıldır okumadım, sadece biliyorum orada olduğunu. Bu akşam okuyacağım.

Ve sonra, bunu düşünür düşünmez, bunu daha önce de düşündüğünü hatırladı, belki yüz kez, belki bin kez, bir tramvayda, bir otobüste, bir gece yatarken, bu akşam okuyacağım, ve hiçbir akşam okumamıştı. Ama belki bu sefer. Belki mandalina yüzünden. Belki tramvayın sarsıntısı yüzünden. Belki hiçbir şey yüzünden, sadece bir salı olduğu için.

Yedinci durak. Leman’ın durağı. Kalktı. Kapılar açıldı. Yaşlı kadına bir kez daha teşekkür etti, kadın başını salladı. Leman indi. Tramvay kapılarını kapattı ve hafifçe öne doğru sarsılarak uzaklaştı, her sabah olduğu gibi, Leman’a bir şey hatırlatmak ister gibi.

Saat on bire doğru büroya vardı. Dosyayı açtı. “Bei Auftreten von Nebenwirkungen.” Mandalinayı masanın köşesine koydu, ekranın yanına, turuncu, parlak. Akşama kadar oradan baktı ona. Çeviriye başladı: Yan etkilerin ortaya çıkması durumunda.

Akşam eve döndüğünde çekmeceyi açtı.

Nilüfer Ok, öykücü. Öyküleri İstanbul’daki apartmanlarda ve kıyılarda geçiyor. Tüm yazıları →

“Tramvay, Saat On Bire Doğru” 22 Ekim 2026 tarihinde Kurgu & Şiir bölümünde yayımlandı.

Kurgu & Şiir bölümünden

Öykü

Garda Bir Karamazov

Emekli edebiyat öğretmeni Nevzat Bey, otuz yıldır her ekim Karamazov Kardeşler’i baştan okur. Bu yıl Eskişehir Garı’nda Ankara’ya giden son treni beklerken, kitabın bitmesine bir bölüm kala biri yanına oturur.

Şiir

Porsuk

Kütahya dağlarından inip Sakarya’ya karışan bir ırmak, yolunun ortasında bir şehrin içinden geçerken, kıyısında oturan birine ne söyler?

Öykü

Perşembe Sofrası

Cihangir’deki daireyi satmaya gelen Leyla, anneannesinin komşularının her perşembe hâlâ onun için bir tabak koyduğunu öğrenir.

Şehrin en iyi yazıları, her pazar sabahı.

Yalnızca İstanbul okurlarına: haftanın seçkisi, öyküler ve karikatürler.