Whitman’ın Yapılacaklar Listesi
1855'te Brooklyn’de, adı kapağında bile yazmayan bir şair kendi kitabını bastı ve önsözüne, nasıl yaşanacağına dair tek nefeslik bir liste koydu. Liste bugün de vapurda okunmaya değer.

Telefonumda “yapılacaklar” adlı bir not var. Kirayı yatır, dişçiyi ara, kombi servisine yaz, faturayı itiraz et. Listenin başında yıllar önce eklediğim, hiç silmediğim ama hiç de işaretlemediğim bir satır duruyor: “daha çok kitap oku.” Liste uzadıkça o satır yukarıda, bir tür vicdan gibi asılı kalıyor. Geçen hafta Kadıköy vapurunda, o satırın yerine koyabileceğim başka bir liste buldum. Yüz yetmiş bir yıl önce yazılmıştı ve bir şairin, kendi kitabına yazdığı önsözün ortasında saklıydı.
1855 yazında, Brooklyn’de, Rome kardeşlerin küçük matbaasında, ince, büyük boy, yeşil kapaklı bir şiir kitabı basıldı. Adı Çimen Yaprakları'ydı. Kapağında ve iç kapağında yazar adı yoktu. Onun yerine, ön sayfada, gömleğinin yakası açık, şapkası yan yatmış, bir elini kalçasına koymuş bir işçinin gravürü vardı. Kitapta on iki şiir vardı, hiçbirinin başlığı yoktu. Şair kendi parasıyla birkaç yüz kopya bastırdı; kitabı neredeyse kimse almadı.
Ama alanlardan biri Ralph Waldo Emerson’dı. Dönemin en saygın Amerikan düşünürü, kitabı okuduktan sonra şaire bir mektup yazdı: “Büyük bir kariyerin başlangıcında sizi selamlıyorum.” Şairin adı, kitabın içinde, bir şiirin ortasında geçiyordu: Walt Whitman, otuz altı yaşında, bir zamanlar matbaa çırağı, öğretmen, gazeteci ve marangoz.
Çimen Yaprakları'nın o ilk baskısının önünde, uzun, coşkulu, noktalama işaretleri sanki aceleyle saçılmış bir önsöz vardır. Whitman bu önsözde Amerika’nın şiirinden, şairin görevinden, bir halkın kendini anlatma ihtiyacından söz eder. Sonra metnin ortasında, birdenbire okura döner ve bir liste sıralar. Okurken nefesinizin yetmediği, tek bir cümleden ibaret bir liste. Kendi çevirimle aktarıyorum:
Yapacağın şey şudur: Toprağı, güneşi ve hayvanları sev, zenginliği küçümse, isteyen herkese sadaka ver, aptalların ve delilerin yanında dur, gelirini ve emeğini başkalarına ada, zorbalardan nefret et, Tanrı hakkında tartışma, insanlara karşı sabırlı ve hoşgörülü ol, bilinen ya da bilinmeyen hiçbir şeye, hiçbir insana ya da insan kalabalığına şapka çıkarma, güçlü ama okumamış insanlarla, gençlerle ve ailelerin anneleriyle özgürce dolaş, bu yaprakları hayatının her yılının her mevsiminde açık havada oku, okulda, kilisede ya da herhangi bir kitapta sana söylenen her şeyi yeniden gözden geçir, ruhuna hakaret eden her şeyi bir kenara at; o zaman bedenin bile büyük bir şiir olacak…
Bu listede bir dişçi randevusu yok, ama hepsi yapılacak şeyler. Ve hiçbiri bir kez yapılıp işaretlenecek türden değil.
Listeyi ilk okuduğumda en çok “açık havada oku” emri dikkatimi çekti. Whitman, kendi kitabının nasıl okunması gerektiğini söylüyordu: bir kütüphanede, bir masada, bir sınıfta değil; açık havada, mevsimler değişirken, her yıl yeniden. Şiiri bir nesne olarak değil, bir ortam olarak düşünüyordu. Tıpkı toprak, güneş ve hayvanlar gibi, onlarla birlikte sevilecek bir şey.
Sonra listenin ortasındaki o tuhaf, cesur satır: “hiçbir şeye şapka çıkarma.” Bu bir kabalık önerisi değil. Whitman’ın Amerikası, Avrupa’nın aristokrasisinden yeni kopmuş, ama hâlâ kendi efendilerini yaratmaya hazır bir ülkeydi. Whitman, bilinen ya da bilinmeyen hiçbir otoritenin önünde eğilmemeyi öneriyor. Hemen ardından da ne yapılacağını söylüyor: gençlerle, annelerle, okula gitmemiş ama güçlü insanlarla birlikte yürümek. Saygıyı yukarıdan aşağıya değil, yan yana dağıtmak.
Ve en güzeli belki de “okulda, kilisede ya da herhangi bir kitapta sana söylenen her şeyi yeniden gözden geçir” satırı. Bir kitabın önsözünde, okuruna kitaplara güvenmemesini öğütleyen bir şair. Whitman, kendi kitabını da bu kuşkunun dışında tutmuyor. Okurdan sadakat değil, uyanıklık istiyor.
Whitman sonraki baskılarda bu önsözü kitaptan çıkardı. Ama içindeki cümlelerin birçoğunu şiirlerine dağıttı; liste kaybolmadı, kitabın her yerine sindi. Çimen Yaprakları'nı ömrü boyunca genişletmeye, düzeltmeye, yeniden basmaya devam etti. Kitap ilk baskıdaki on iki şiirden, son baskısında üç yüzü aşkın şiire ulaştı. İç Savaş sırasında Washington’daki askerî hastanelerde yaralı askerlere bakarken, onlara mektup yazarken, ellerini tutarken de bu kitabı yazmaya devam etti. 1892'de, ölmeden kısa süre önce, kitabın son baskısını hazırladı.
Kitabın 1856 baskısına eklediği bir şiirde ise, Brooklyn ile Manhattan arasında vapurla geçişi anlatır. Şiir, onu yüzyıllar sonra okuyacak yolculara seslenir: Benden sonra gelen sizler de bu nehri geçeceksiniz, akıntıya ve martılara bakacaksınız, ben de bir zamanlar bu kalabalığın içindeydim, der. O dizeleri bir Kadıköy vapurunda, Haydarpaşa’nın önünden geçerken okumak, Whitman’ın sözünü tuttuğunu görmek gibiydi.
Telefonumdaki listeye geri dönmedim. “Daha çok kitap oku” satırı hâlâ orada. Ama altına yeni bir satır ekledim: “açık havada.”
Bu yazı, Maria Popova’nın The Marginalian’daki “Walt Whitman’s Advice on Living a Vibrant and Rewarding Life” başlıklı yazısından esinlendi.