Derelerin Hafızası
14 Ekim’de başlayan sağanak, İstanbul ve Kocaeli’de can kayıplarına, binlerce ihbara ve ağır hasara yol açtı. Sel geçti, ama geride bıraktığı soru hâlâ duruyor: Bu şehirler derelerini neden unuttu?

Yağmur 14 Ekim’de başladı ve birkaç gün boyunca İstanbul ile Kocaeli’nin üzerinden ayrılmadı. Sokaklar dereye, dereler nehre, alt geçitler havuza döndü. Ekim’in ikinci yarısında Türkiye’de en çok aranan konuların başında “İstanbul sel”, “Kocaeli sel” ve “yarın okullar tatil mi” vardı. Bu aramaların arkasında, bodrum katındaki eşyalarını kurtarmaya çalışan aileler, aracını sele kaptıran sürücüler ve yakınlarından haber bekleyen insanlar vardı.
Resmî açıklamalara dayanan haberlere göre 19 Ekim itibarıyla iki ildeki toplam can kaybı sekize ulaşmıştı; bunların altısı İstanbul’daydı. İstanbul Valisi Davut Gül, bir kişinin daha arandığını açıklamıştı. Sonraki günlerde yayımlanan bazı haberler can kaybını dokuz olarak verdi ve bir kişinin hâlâ kayıp olduğunu bildirdi. Ölümlerin iller arasındaki dağılımı kaynaktan kaynağa farklılık gösteriyor.
Kocaeli’de en ağır kayıp Gebze’de yaşandı. 17 Ekim gecesi Kadıllı Mahallesi’nde bir cip, taşan derenin sularına kapıldı. Sürücü kurtuldu, araçtaki iki yolcu kayboldu. AFAD, itfaiye, jandarma ve belediye ekiplerinin aramaları sonucunda iki yolcunun cansız bedenleri, sonraki iki gün içinde Pendik’teki Büyükdere deresinde bulundu. İstanbul’da da kayıplardan birinin cansız bedeni, günler sonra Fatih’te Ayvansaray iskelesi yakınında sudan çıkarıldı. Sel, yalnızca bulunduğu yeri değil, suyun gittiği her yeri etkiledi.
Yetkililerin açıkladığı rakamlara göre selin ardından yaklaşık 19 bin 300 ihbar alındı ve 2 bine yakın konut ağır hasar gördü. Bu rakamlar kesinleşmiş değil; hasar tespit çalışmaları sürüyor. Yetkililer yıkılan bina ve işyerleri için hak sahiplerine destek ödemelerinin başlatılacağını açıkladı.
Bu açıklamalarda bir cümle özellikle dikkat çekti. Yetkililer, selin bu kadar yıkıcı olmasında plansız yapılaşmanın ve dere yataklarına yapılan müdahalelerin payı olduğunu söyledi. Bu, yıllardır şehir plancılarının, jeologların ve meslek odalarının dile getirdiği bir uyarının, resmî ağızdan bir kez daha tekrarlanmasıydı.
İstanbul, aslında bir dereler şehri. Kâğıthane Deresi, Alibeyköy Deresi, Ayamama Deresi, Göksu, Küçüksu, Riva. Bunların çoğu şehrin büyüme hızına yenik düştü; üzerleri betonla kapatıldı, yatakları daraltıldı, kıyılarına evler, fabrikalar, otoparklar, yollar yapıldı. Kâğıthane Deresi’nin bir zamanlar Sadabad’ın mesire yeri olduğunu, Ayamama’nın kıyısında bostanlar bulunduğunu bugün pek az İstanbullu hatırlıyor. Ama su hatırlıyor. Yağmur yeterince sert yağdığında, dereler eski yataklarını, üzerine ne yapılmış olursa olsun, yeniden buluyor.
Gebze ve çevresi için de benzer bir hikâye anlatılabilir. Son otuz yılda sanayi bölgelerinin, lojistik depolarının ve yeni konut alanlarının hızla büyüdüğü bu bölgede, pek çok küçük dere ya kanala alındı ya da yerleşimin arasında sıkıştı. Normal günlerde fark edilmeyen bu dereler, birkaç saatlik yoğun yağışta birer sel yatağına dönüşüyor.
İklim bilimcilerin uzun süredir uyardığı bir gerçek de tabloyu ağırlaştırıyor: Isınan bir dünyada aşırı yağış olayları daha sık ve daha şiddetli yaşanıyor. Yıllık yağış miktarı değişmese bile, bu yağışın birkaç güne, hatta birkaç saate sıkışması, altyapının kaldırabileceğinden fazla suyun aynı anda şehre inmesi demek. 2009'da İkitelli ve Ayamama’da yaşanan sel felaketini hatırlayanlar, bu Ekim’de benzer görüntülerle karşılaştıklarında aynı soruyu sordu: Aradan geçen on yedi yılda ne öğrendik?
Uzmanların önerileri yeni değil: dere yataklarının ıslahı ve mümkün olan yerlerde açılması, taşkın alanlarında yapılaşmanın durdurulması, yağmur suyunun toprağa sızabileceği yeşil alanların korunması, altyapının aşırı yağışa göre yeniden hesaplanması. Bunların hepsi pahalı, uzun soluklu ve çoğu zaman siyasi açıdan zor kararlar. Ama her sel, bu kararları ertelemenin bedelini insan hayatıyla ödetiyor.
Selde ne yapmalı? AFAD ve itfaiyenin her yağış uyarısında tekrarladığı kurallar basit ama hayat kurtarıcı: Su basmış yollara, alt geçitlere ve köprülere araçla girmeyin; birkaç on santimetrelik akan su bile bir otomobili sürükleyebilir. Bodrum katlarda ve dere kenarlarındaki yapılarda yağış sırasında beklemeyin, elektrik tesisatından uzak durun. Meteoroloji’nin turuncu ve kırmızı uyarılarını takip edin ve acil durumlarda 112'yi arayın.
Yağmur dindi, sular çekildi, tabelalar yeniden okunur hâle geldi. Ama derelerin hafızası, şehirlerin hafızasından uzun. Bir sonraki sağanakta, eski yataklarını yine hatırlayacaklar.