Gezi

Kuleden Hisara

Galata Kulesi’nden Rumeli Hisarı’na, Boğaz’ın Avrupa yakasını kıyı kıyı yürümek ve dönüşü vapura bırakmak. Bir Pazar için on iki kilometrelik bir rota.

Karşı kıyıdan, Otağtepe’den bakıldığında Rumeli Hisarı ve Boğaz.

Karşı kıyıdan, Otağtepe’den bakıldığında Rumeli Hisarı ve Boğaz. · Fotoğraf: Hamdigumus / Wikimedia Commons (CC0)

Dinle 4 dakika

İstanbul’u anlamanın en eski yolu, Boğaz’ı bir uçtan öbür uca geçmektir. Vapurla geçmek kolay. Yürüyerek geçmek ise şehrin size kendini yavaş yavaş, bir cümle gibi açmasına izin vermek demek. Bu rota Galata’nın yokuşlarında başlıyor, Boğaz’ın kıyısına iniyor ve Avrupa yakası boyunca yaklaşık on iki kilometre ilerleyerek Rumeli Hisarı’nın surları önünde bitiyor. Tamamını yürümek zorunda değilsiniz; sahil yolu boyunca sık sık otobüs geçiyor, istediğiniz yerde bırakabilirsiniz. Ama bir kez başlarsanız, bir sonraki koyu görmeden durmak zor gelecek.

Galata Kulesi — Güne şehrin en tanıdık siluetiyle başlayın. Kule, Cenevizlilerin Galata’yı tahkim ettiği 14. yüzyılın ortasında inşa edildi; o zamanki adı İsa Kulesi’ydi. Sonraki yüzyıllarda yangın gözetleme kulesi, zindan, rasathane olarak kullanıldı. Evliya Çelebi’nin anlattığı efsaneye göre 17. yüzyılda Hezarfen Ahmed Çelebi, kartal kanatlarından esinlenmiş kanatlarla buradan uçup Üsküdar’a kadar süzülmüştü. Bugün müze olarak ziyaret edilen kulenin seyir terasına çıkmak için sabah erken gelin; öğleden sonra kuyruk Galip Dede Caddesi’ne kadar uzayabiliyor. Terasa çıkmasanız da kulenin dibindeki meydanda bir çay için ve yukarı bakın.

Karaköy ve Tophane — Galata’dan Karaköy’e Kamondo Merdivenleri’nden inin; Art Nouveau kıvrımlı basamaklar, 19. yüzyılın sonunda bankacı Kamondo ailesi tarafından yaptırıldı. Karaköy’de kıyıya varınca sağa, kuzeye dönün. Tophane’de Mimar Sinan’ın yaşlılık eserlerinden Kılıç Ali Paşa Camii ve külliyesi sizi bekliyor; hemen yanında, Osmanlı’nın top döküm atölyesi Tophane-i Amire’nin kubbeli binaları duruyor. Buradan Galataport’un yenilenmiş rıhtımı boyunca Boğaz’a bakarak yürüyün ve Kabataş’a kadar devam edin.

Dolmabahçe Sarayı — Kabataş’ı geçince sahil yolunun kenarında beyaz bir duvar başlıyor ve uzun süre bitmiyor. Dolmabahçe Sarayı, Sultan Abdülmecid’in emriyle 1843 ile 1856 arasında, adından da anlaşılacağı gibi doldurulmuş bir koyun üzerine inşa edildi. Avrupa saraylarına öykünen cephesi, kristal avizeleri ve tören salonuyla Osmanlı’nın son yüzyılını anlatır. Sarayın bir odasında Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938 sabahı, saat 9'u 5 geçe hayata gözlerini yumdu; odadaki saatler bugün hâlâ o anı gösteriyor. İçeriyi gezmek en az iki saatinizi alır; rotanın geri kalanı için vakit ayırmak istiyorsanız saat kulesinin önünden Boğaz’a bakıp yola devam edin.

Beşiktaş ve Ortaköy — Beşiktaş iskelesinin önünde Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi ve heykeli, hemen arkasında Deniz Müzesi var. Çırağan Sarayı’nın önünden ilerleyip Ortaköy’e vardığınızda rotanın en çok fotoğraflanan karesi karşınıza çıkıyor: Büyük Mecidiye Camii, arkasında Boğaz Köprüsü’nün çelik kemeri. Neo-barok cami, Dolmabahçe’nin de mimarları arasında yer alan Balyan ailesinden Nigoğos Balyan’ın eseri ve 19. yüzyılın ortasında tamamlandı. Meydandaki kumpircilerden birinden bir kumpir almak geleneğin parçası sayılıyor; kumpirin içine ne konacağına dair verilen kararlar ise tamamen size kalmış.


Kuruçeşme ve Arnavutköy — Ortaköy’den sonra rota sakinleşiyor. Köprünün altından geçip Kuruçeşme’nin kıyısında yürüyün; bu kesimde yol ile su arasındaki mesafe daralıyor, bazı yerlerde dalgaların sıçradığı kaldırımlardan geçiyorsunuz. Arnavutköy’e vardığınızda kıyı boyunca dizilmiş ahşap yalılar ve sırtlara tırmanan cumbalı evler sizi karşılıyor. Sahilin hemen gerisindeki dar sokaklara girin; boyası dökülmüş ahşap cepheler, balkonlardan sarkan sardunyalar, eski bir Rum kilisesinin çan kulesi. Arnavutköy, Boğaz’ın bir zamanlar nasıl bir köyler zinciri olduğunu en iyi hatırlatan yer.

Bebek — Arnavutköy’ün ucundaki Akıntıburnu’nda Boğaz’ın akıntısı o kadar güçlüdür ki eskiden kürekli kayıklar burayı kıyıdan iple çekilerek geçermiş. Burnu döndüğünüzde Bebek koyu açılıyor. Koyun kıyısındaki parkta, yatların ve teknelerin önündeki banklarda bir mola verin. Bebek’in meşhur fırınlarından birinden bir badem kurabiyesi ya da bir dilim kek alın ve önünüzden geçen tankerlerin ne kadar yavaş, ne kadar sessiz ilerlediğine bakın. Dünyanın en işlek su yollarından biri, burada bir köy meydanının önünden akıyor.

Rumeli Hisarı — Bebek’ten sonra yaklaşık bir buçuk kilometre daha yürüyünce surlar beliriyor. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethetmeden bir yıl önce, 1452'de, Boğaz’ın en dar noktalarından birinde bu hisarı birkaç ay gibi şaşırtıcı derecede kısa bir sürede inşa ettirdi. Karşı kıyıda, Yıldırım Bayezid’in yarım yüzyıl önce yaptırdığı Anadolu Hisarı duruyor; iki hisar birlikte Boğaz’ı Karadeniz’den gelecek yardıma kapatmak için tasarlanmıştı. Üç büyük kulesi ve onları birbirine bağlayan surları, yamaca öyle oturuyor ki kale sanki tepeden aşağı akıyor gibi görünüyor. Hisarın içini gezip gezemeyeceğinizi ve açılış saatlerini gitmeden kontrol edin; içeri giremeseniz bile surların dibindeki sahilde, kıyıdaki çay bahçelerinden birinde oturup Boğaz’ın en dar yerinde akıntının nasıl hızlandığını izleyebilirsiniz.

Dönüş — Yorgun bacaklarınızı ödüllendirmenin en iyi yolu, dönüşü suya bırakmak. Rumeli Hisarı ve Bebek’ten hem sahil yolu boyunca otobüsler, hem de mevsimine göre vapur seferleri var; sefer saatlerini Şehir Hatları’nın sitesinden kontrol edin. Vapur sizi sabah yürüdüğünüz bütün kıyının önünden geri götürecek: Bebek, Arnavutköy, Ortaköy, Dolmabahçe, Galata. Gün batarken Galata Kulesi’nin siluetinin karanlığa karışmasını izleyin. Sabah tepesinden şehre baktığınız kuleye, akşam şehrin içinden bakıyorsunuz.

Pratik bilgi: Galata’dan Rumeli Hisarı’na rota yaklaşık on iki kilometre; molalar ve bir saray ziyaretiyle bütün bir gün sürüyor. Daha kısa bir yürüyüş isterseniz Ortaköy’den başlayın; Ortaköy ile Rumeli Hisarı arası yaklaşık altı kilometre ve neredeyse tamamı kıyıda. Hafta sonları Bebek ve Ortaköy çok kalabalık oluyor; mümkünse hafta içi bir sabah çıkın. Sarayların ve müzelerin kapalı olduğu günleri gitmeden kontrol edin.

Selin Erdem, sinema ve görsel sanatlar eleştirmeni; 2019’dan beri İstanbul’a yazıyor. Tüm yazıları →

“Kuleden Hisara” 26 Ekim 2026 tarihinde Şehirde Neler Var bölümünde yayımlandı.

Şehirde Neler Var bölümünden

Şehirde Neler Var

Gecenin Sesleri

Yirmi iki kişilik bir caz barı, deniz bülteninden besteler, kemençeyle tekno, bir avluda fasıl ve kira artışları üzerine bir şarkı üçlemesi.

Gezi

Yerin Altından Kubbenin Altına

Yerebatan Sarnıcı’nın serin karanlığından Süleymaniye’nin ışığa boğulmuş kubbesine, Tarihi Yarımada’da bir gün süren ve hiç acele etmeyen bir yürüyüş.

Şehirde Neler Var

Haftanın Sergileri

Bir iskelenin kayıp şemsiyeleri, kırk apartman merdiveni, indirilmiş kepenkler ve bir hamamın kubbesinden yağan seyyar satıcı sesleri.

Şehrin en iyi yazıları, her pazar sabahı.

Yalnızca İstanbul okurlarına: haftanın seçkisi, öyküler ve karikatürler.