Gecenin Sesleri
Yirmi iki kişilik bir caz barı, deniz bülteninden besteler, kemençeyle tekno, bir avluda fasıl ve kira artışları üzerine bir şarkı üçlemesi.
Gece Yarısı Kulübü, Tünel — Yirmi iki kişilik, bodrum katında, duvarları eski plak kapaklarıyla kaplı bir caz barı. Piyanonun başında 1987'den beri Ferit Bey oturuyor; standartları çalarken bir yerde mutlaka bir İstanbul şarkısına sapıyor ve geri döndüğünü kimse fark etmiyor. Barmen tek bir kokteyl yapıyor. Adı yok; sorarsanız “her zamanki” diyor, ilk gelişinizde bile. Kapıdaki yazıyı ciddiye alın: “Solo sırasında buz sallamak yasaktır.” Telefonla video çekenlere Ferit Bey bir şey söylemiyor; yalnızca bir sonraki parçayı o kadar yavaş çalıyor ki telefonlar kendiliğinden iniyor. Cuma ve cumartesi gece yarısından sonra kontrbasçı da geliyor; o gelince oda bir derece ısınıyor.
Lodos Kuarteti, Kadıköy — Eski bir mahalle sinemasının salonunda sahneye çıkan dörtlü, yeni albümleri “Poyraz, Kuvvet Dört”ü çalıyor. Her parça, Boğaz için yayımlanmış bir deniz hava durumu bülteninden yola çıkıyor: saksafon rüzgârı, davul dalga yüksekliğini üstleniyor, piyano ise grubun kendi ifadesiyle “görüş mesafesi”. Kulağa iddialı geliyor, öyle de. Ama ikinci setteki on iki dakikalık “Sis, Sabaha Karşı” bütün iddiayı hak ediyor.
Karadeniz’den Sinyal, Bomonti — Eski bir fabrika deposunda kemençeyi elektronik ritimlerle buluşturan bir ikili. İlk yarım saat kulağınız yadırgıyor; kemençe ritmin üstünde bir renk gibi duruyor, bir türlü yerine oturmuyor. Sonra bir noktada ritmin ta kendisi oluyor ve saat ikiye doğru salonun yarısının omuz omuza horon tuttuğunu fark ediyorsunuz. Horon dört dörtlüğe dönmüş, kimse itiraz etmiyor. Rahat ayakkabı giyin. Kemençeci arada bir çalmayı bırakıp salona bakıyor; gecenin en iyi anları onlar.
Avluda Fasıl, Samatya — Eski bir okul binasının avlusunda, yalnızca kadınlardan oluşan bir fasıl heyeti, mevsimin son açık hava gecelerinde hicazdan uşşaka uzanan bir program sunuyor. Avluda bir incir ağacı, ağacın altında bir kanun, kanunun kılıfının üstünde bir kedi. Program dokuzda başlıyor ama ilk taksim, avludaki çay ocağının semaveri susmadan gelmiyor. Hırka alın; gece ilerledikçe hava da şarkılar da serinliyor.
Sevi Karlıdağ, Moda — Genç söz yazarı, sahile yakın küçük bir sahnede kira artışları üzerine yazdığı şarkı üçlemesini ilk kez canlı söylüyor. Üçüncü şarkının adı “Yüzde Altmış Dokuz” ve nakarata gelindiğinde salon kendiliğinden koroya dönüşüyor. Şarkıların arasında ev sahibiyle yazışmalarından bölümler okuyor; salondakilerin yarısı ekran görüntüsü alıyor, öbür yarısı kendi ev sahibine mesaj atıyor. Hüzünlü mü, komik mi, karar veremedik. Galiba ikisi birden, tıpkı konunun kendisi gibi.