Kırk Yılın Hesabı
İsmet Özel’i okumak, bir şairin değil bir itirazın izini sürmektir. Marksizmden İslamcılığa, oradan milliyetçiliğe uzanan bir yolda değişmeyen tek şey, şiirin kendisine yüklediği ağırlık oldu.

Bir şairi hayatı üzerinden okumak çoğu zaman kolaycılıktır. Şiirin kendi başına duramadığını, ancak bir biyografiye yaslanarak ayakta kalabildiğini ima eder. İsmet Özel bu kuralın en inatçı istisnalarından biri. Onun şiirini hayatından ayırmak neredeyse imkânsız, çünkü kendisi bu ayrımı hiçbir zaman kabul etmedi. Şiir onun için bir süs, bir ifade biçimi ya da bir meslek değil; bir tavır alma, bir hesaplaşma, kimi zaman bir ilan oldu.
Yol 1944'te Kayseri’de başlıyor. Kastamonu’da ilkokul, Çankırı ve Ankara’da lise. 1963'te Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne giren on dokuz yaşındaki genç, aynı yıl Türkiye İşçi Partisi’ne üye oluyor. Altmışların Ankara’sı, dergiler, tartışmalar, bir kuşağın dünyayı değiştirme iddiası. İlk kitabı Geceleyin Bir Koşu 1966'da çıkıyor, Evet İsyan 1969'da. Adlar her şeyi söylüyor: Bu, gece koşan, isyana evet diyen, öfkesini dizelerin içine sıkıştırmaya çalışan bir şiir.
Ama dikkatli okur, bu ilk kitaplarda bile siyasal öfkenin altında başka bir şeyin, metafizik bir huzursuzluğun kıpırdandığını fark eder. Özel’in devrimci şiiri, döneminin pek çok örneğinin aksine, slogana yaslanmaz. Dünyanın adaletsizliğine itiraz ederken, insanın dünyadaki yerine de itiraz eder gibidir. Sanki asıl mesele bir düzeni değiştirmek değil, varoluşun kendisiyle bir hesabı kapatmaktır.
12 Mart’tan sonra bu huzursuzluk yüzeye çıkıyor. 1975'te yayımlanan Cinayetler Kitabı, bir geçiş kitabı olarak okunabilir; şiirin dili sertleşiyor, imgeler kararıyor. Kırılma noktası ise kendi ifadesiyle 1974'te yazdığı “Amentü” şiiri. Özel bu şiirle İslami bir dünya görüşüne bağlandığını duyuruyor ve Türk edebiyatının son yarım yüzyılının en çok konuşulan “dönüşümlerinden” biri böylece başlıyor.
Bu dönüşümü bir saf değiştirme olarak okumak kolay; kolay olduğu için de yanıltıcı. Özel’in 1978'de yayımladığı Üç Mesele, alt başlığıyla Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma, bir din kitabından çok bir modernlik eleştirisidir. Tekniğin insanı nasıl kendi ürettiğine yabancılaştırdığını, Batı medeniyetinin evrensellik iddiasını, modern insanın köksüzlüğünü tartışan bu deneme, gençliğinde Marx’ı okumuş birinin kalemiyle yazılmış gibidir. Belki de öyledir. Özel’in itirazının nesnesi değişmiş, itirazın kendisi aynı kalmıştır.
Seksenler, onun deneme yazarı olarak en verimli yıllarıdır. Zor Zamanda Konuşmak, Taşları Yemek Yasak, İrtica Elden Gidiyor, Waldo Sen Neden Burada Değilsin? Kitap adlarındaki ironi, tavrın kendisini de anlatır. Özel, karşısındakini ikna etmekten çok, onu rahatsız etmeyi seçen bir yazar. Taşları Yemek Yasak 1985'te Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü’nü alır. 1987'de ise şiirleri, kırk yaşına kadar yazdıklarının toplamı anlamına gelen Erbain adıyla bir araya gelir.
Erbain, Arapçada kırk demek. Tasavvufta da kırk günlük bir inzivanın, bir arınma süresinin adı. Özel’in bütün şiirini bu başlığın altında toplaması bir tesadüf değil. Kitap, bir şairin kendi geçmişine bakıp bütün çelişkilerini aynı ciltte yan yana koyma cesaretini taşıyor: devrimci genç ile mümin, öfkeli şair ile hesap soran deneme yazarı. Hiçbirini inkâr etmiyor, hiçbirini düzeltmiyor. Kırk yılın hesabı, olduğu gibi masaya konuyor.
Doksanlardan sonra Özel’in sesi bir kez daha değişir. 2000'de Bir Yusuf Masalı, 2005'te İngilizce adıyla dikkat çeken Of Not Being A Jew. Deneme kitaplarında giderek artan biçimde Türklük, bağımsızlık ve İstiklal Marşı üzerine yazar. Kalın Türk gibi başlıklar, bir zamanlar onu kendilerinden sayan İslamcı çevrelerde bile şaşkınlık yaratır. Bazı okurları onu bir kez daha kaybettiklerini düşünür. Belki de Özel’i hiçbir zaman tam olarak “kazanmamışlardı.”
2013 Temmuz’unda, İstiklal Marşı Derneği’nin internet sitesinde yayımlanan “Sesli Gemi” adlı şiiriyle şiir yazmayı bıraktığını açıkladı. Bir şairin vedasını bir şiirle yapması, belki de onun bütün serüvenine en uygun sondu. Ama son mu? Özel’in hayatında hiçbir dönem kendinden sonrakini tam olarak öngörmedi.
Bugün Özel’i okumak, onunla aynı fikirde olmayı gerektirmiyor. Aksine, onun şiiri belki en çok aynı fikirde olmayan okura bir şey söylüyor: Bir inancın, bir ideolojinin, bir aidiyetin şiire dönüşebilmesi için önce bir bedel ödenmesi gerektiğini. Özel’in dizeleri, düşüncelerinin yalnızca kâğıt üstünde değil, hayatın içinde sınandığı bir yerden yazılmış gibi okunuyor. Onu sevenler de sevmeyenler de bu ağırlığı hissediyor.
Altmışların ikinci yarısında şiire başlayan kuşak, İkinci Yeni’nin dili kıran, imgeyi serbest bırakan mirasını devraldı. Özel bu mirası devraldı ama ona bir iddia ekledi. Şiir, ona göre, yalnızca dili değil dünyayı da değiştirme hakkına sahipti. Bu iddianın ne kadarının gerçekleştiği tartışılır. Ama Türk şiirinde, okurunu bu kadar ciddiye alan, ondan bu kadar çok şey isteyen bir başka ses bulmak zor.
Bir genç şair bana bir keresinde Özel’i neden okuduğunu sormuştu. Fikirlerini paylaşmıyordu, üslubunu ağır buluyordu, kitaplarını bir türlü bitiremiyordu. Ona verebildiğim tek cevap şuydu: Çünkü onu okurken, şiirin hâlâ bir şey için yazılabileceğine inanıyorsun. O şeyin ne olduğu konusunda anlaşmak zorunda değilsin.