Önyargı’lardan doğan Gurur’lar
Biri çıksa da Pride & Prejudice’nin 21. yüzyıl versiyonunu yazsa keşke.
“Mutsuzluk için bilmeden ama can ve başla çabalayan bir grup önyargılı ama güzel insana…” ithafıyla başlasa kitap.
Filmi de “Your hands are cold” olarak değil de, “I wish your hands were here” diye bitse.
ESP
Kendine ve geleceğine zarar verebilecek kadar güzeldi,
öyle de oldu.
Sabahattin Ali
“Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum. Bu eksik sana değil, bana ait. Ben de inanmak noksanmış. Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum. Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar… ”
Kürk Mantolu Madonna
Ülker takım yıldızına
Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı.Sezai Karakoç
Yazmaya neden başlanır?
Barış Bıçakçı özetlemiş aslında;
Siz de bilirsiniz, anlatmaya değer şeyleriniz olduğunu, bir gün bunları anlatacağınızı, yazacağınızı düşünmek ne güzeldir ve bu düşünce bir kez yer etti mi nasıl da perişan eder insanı! Şu dünyadaki en yüksek mertebe olan okurluk mertebesi size yetmemeye başlar. İnsan olmak size yetmemeye başlar. Dünya olmak istersiniz.
Öykü: ¨Biz¨ (1. bölüm – Taslak Çalışma)
Hayatın tekdüzeliği üzerine diğer mevsimlere göre daha fazla düşündürtmeyi başaran sonbaharın yavaş yavaş şehri terketmeye başladığı bir Eskişehir akşamında, Tahir ve L., babalarının iş arkadaşlıkları sebebiyle hayatta oldukları 25 yılın 20′sini birlikte geçirebilme şansı elde etmiş iki dost, porsuk kenarındaki üniversite öğrencilerinin uğrak yeri olan kafede hayata ve geleceklerine dair yarı karamsar yarı umutlu muhabbetlerinden birine daha devam etmekteydiler. Continue reading
Büyük düşler insanı x
Bazı insanlar büyük düşler görürler, sonra “eşya” ile olan mücadedelerindeki çaresizliklerini anlayıp hayatta geriye çekilirler. Anlamsız gelir mücadele etmek onlar için, saatlerce çözülen bir denklemde x=y+2 çıkması, Evrim teorisindeki tam kavrayışın sürecin bir ağaç şeklinde ilerliyor olduğunu kabul ederek başladığı, Hristiyanlık inancındaki onca Pagan sembolüne ve 4 incile rağmen insanların hala onlara tam bir teslimiyet ile inanıyor olduğu, otomobil kaskosunun bozulmaması için araca şu şekilde çarpılmaması gerektiği, fotoğraf makinesinin şöyle lensle şu resimleri daha iyi çektiği, modern ekonomik düzenin çıkmazları, kutsal kitaplardan kendine göre yorum çıkarıp ‘kafasına göre modifiye din’ uydurabilen insanların komiklikleri vb. ucu bucağı olmayan meseleler hakkında saatlerce konuşabilip karşılarındakileri ikna etmek, onlara bir şeyler anlatmak çok boş, amaçsız ve saçma bir çaba olarak gelir.
Bazıları ise sadece sırf öyle yaşayabildikleri için sessizce yaşayıp gidebilirler. Hayat çok da büyütülecek bir mesele değildir onlar için. Fazla düşünenler ya ‘entel geçiniyor’ dur, ya depresyondadır. Bu iki etiketle bu tarafı bertaraf edip dolu dolu yaşamayı yüceltirler. Dün akşamki yemekte de zaten 50 kalori fazla almıştılar, maaş primleri istedikleri şekilde değil de başka türlü yatmıştı ya da beğendikleri elbisenin M’si kalmamıştı.
Bazan
Bazan tüm gökyüzünü boğazında hisseder insan, göğse doğru inen bir kaç bulut da dahildir olaya. Sessizce ve kimseyi takmadan dolaşırlar vücudunuzun en size ait o yerinde ve siz üzülürsünüz. Kendinize kendinizi sorarsınız; dalgınlığınızın sebebi o “boşluk” hissi midir
Yoksa o hissin sebebi mi o dalgınlığınızdır
Sonra düşünürsünüz; bunu bilmenin çok da bir önemi yoktur
Siz varsınızdır, sonra o vardır, en narin ve en insancıl ve en mutlu ve en güzel haliyle hayalinizdedir yine; sonrası önemli de değildir.
Sonra onu düşünürsünüz, bir sıcaklık kaplar gökyüzünü
Sonrası biraz nem ve biraz kasvetli
Boğuk bir Mart ikindisi hissi,
Gerisi teri yalnız akan boş bir avuç içi
The Grey
The Grey’i izledim dün akşam.
Liderlik, zorluklarla mücadele ruhu, anı hissederek ve özümseyerek yaşayabilme adına ortalamanın biraz üstü bir Hollywood filmi olmuş. Bazı yerlerde kendini çok tekrar etse ve sıkıcı bir hâl alsa da izlenebilir.
Akıllı bir yönetici olsam ekibimi alıp bu filmi izletir ve ardından şunu söylerdim hepsine birden;
“Buradayız, yaşıyoruz, mücadele ediyoruz. Eğer bu mücadelenin anlamsız ve boşa olduğunu düşünüyorsanız veya burada mutlu değilseniz şimdi gidin. Değilse, bunu yaptığınız en ufak bir işte dahi görebileyim.”
Peki siz hayat bu kadar kısa ve çetinken, bulunduğunuz yerden gerçekten mutlu olduğunuzu ve kendinizi orada gerçekten ifade edebildiğinizi düşünüyor musunuz?


